Temmuz, 2008 için Arşiv|Aylık arşiv sayfası

DURMA!

Bir taş at.
Bir taş daha at.
Bir şiir ateşle.
Bir yumruk yükselt.
Sesini yükselt.
Bir çocuk yetiştir.
Bir maske tak.
Duvara bir slogan yaz.
Şehitleri an.
Bir hayal kur.
Bir barikat kur.
Tarihine sahip çık.
Sokaklara sahip çık.
Bir slogan at.
Bir kurşun at.
Bir tohum ek.
Bir ateş yak.
Bir cam kır.
Terle.
Sahte belge düzenle.
Bir bildiri bastır.
Bir kanun kaçağını barındır.
Bir yara sar.
Bir dosta sevgi göster.
Silahını temizle.
Hakikati söyle.
Bir miting düzenle.
Arkanı kolla.
Gökyüzüne bak.
İz bırakma.
İşçilerden öğren.
Bir yoldaşa öğret.
Bir hücreyi ziyaret et.
Bir savaş esirini kurtar.
FBI’ın gizli dosyalarını çal.
Kendi kalbini çal.
Parolayı aklında tut.
Bir aynasızı silahsızlandır.
Bir füzeyi çalışmaz hale getir.
Bir fıkra anlat.
Bir plan yap.
Bir ümit ışığı gör.
İsmini değiştir.
Bir teoriyi test et.
Bir dogmaya meydan oku.
Korkunu kullan.
Bir damla gözyaşı akıt.
Haritayı incele.
Hainlerle hesaplaş.
Ağırlığını hakkıyla taşı.
Biraz daha ağırlık kazan.
Sevmek için mücadele et.
Sevdiğini bir daha söyle.

SINIRI AŞ!…

 

MalcomX

 

 

 

Benliğimin düşlerinde dolandım dün gece

Bulutlar kuşattı yine gökleri
Çileye arzumun manası başka
Neden bilmem efkar bastı her yeri
Diyorum; yeniden başlasam aşka
 
Rayihası hayat iksiri olan
Nerde kaldı arzularım, umudum?..
El değmedik bahçelerimde hazan..
Uğrunda çılgınca hayaller kurduğum…

(A.G.YILDIZ)

Sıradan bir yazı

 

 

Alışılan şeyler, dikkat çekmez olur. Normalleşir.

Normalleşen şeyler üzerinde pek düşünmez insan. Hiç kimse iki gözü, iki ayağı yada bir yüreğinin olduğunu düşünmez. Bildi bileli öyledir çünkü.

 

Bu yazıda da böyle klasik bir konuya değinelim. Her yerde karşınıza çıkabilecek,  alışageldiğimiz bir konu…Her Radyo-Televizyon haberinde,  her gazetenin –özellikle hassasiyeti olan gazetelerin- her haber dergisinin, dış haber bölümünde karşınıza çıkabilecek, olağan bir konu:

 

Filistin, Irak, Çeçenistan, Afganistan…

 

Bir bomba..

Onlar, yüzler ölü..

Bir uçak saldırısıyla, zelzele yerine dönen binalar…

Bir tankla ezilip geçilmiş bir ev, bir yuva…

Belli belirsiz kişiler tarafından, tekbir sesleriyle kellesi kesilen, belli belirsiz biri(leri)…

Tecavüze uğramış Irak’lı  bir Müslüman kadının, kafasını duvarlara vura vura intiharı…

Küçücük elinde, gençliğini, geleceğini, ekmeğini ve yüreğini tutar gibi sımsıkı tuttuğu taşıyla, kanlar içinde yerde serili duran Filistin’li çocuk…

Kalanlara, lisan-ı hal ile “Hoşça kalın” diyerek, tebessüm buyuran beyazlar içinde Çeçen bir şehid….

 

Ne kadar aşinayız değil mi?

Ne kadar da klasik konular…

Her gün ve her yerde rastladığımız; fotoğraflar, videolar, haberler…

 

Alıştık artık!

 

Bu alışmak:

Bitmişliği, yenilgiyi ve çaresizliği kabullenmektir.

Kimin yenilgisi bu? Zulüm gören –ırkı ne olursa olsun- her Müslüman’ın, her Hristiyan’ın, her Musevi’nin…

 

Zulümler sıradanlaşmamalı. Zulümlere alışılmamalı. Her acı yeni bir “Hak ve Adalet” tohumu ekmeli… Yeni bir ilham kaynağı olmalı; yeni bir soluk, sessizliği bitiren…

 

Yetişen çocuklara, gençlere, verilecek eğitimin yeni konusu bu olmalı:

 “Zulümleri kabullenmemek ve zulümlere alışmamak. Adaletsizliğin de bir zulüm olduğunu bilmek ve bildirmek. Dünyaya dirlik, düzen ve huzur getirecek adalet birliğinin eksikliğinden, devletimizin ve devletlerin de bu konuya ilgisizlikleri sebebiyle, var olan birliklerin de yetersizliğinden, haberdar etmek ”

İnsan; noksan ve böylece noksansız…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Rabbin Kemal sıfatı vardır. Yani noksansızlık, olgunluk… Ve bu kainat, o sıfatın bir tecellisidir. Bu mükemmel ötesi varlıkların yaratılması, o Kemalatın bir gereğidir.

 

Yaratılmış herşey noksansız ve hakkı verilerek yaratılmıştır. Çevremizde bulunan büyük yada küçük ne varsa, hepsinde bu ölçü…Etrafımızı incelediğimiz zaman, “Şurasında da bir eksiklik var” diyenileceğimiz birşey bulmamız olanaksızdır. “İnsanda altıncı bir duyu organı eksikliği var, şöyle şöyle bir duyu organı olması gerekirdi” diyebilmemiz bir yana, yeni bir duyu organı muhayyile bile edemeyiz.

 

Ve insan, kemalat ve mükemmelatın zirvesi…Yaratılmış noksansız varlıkların en üstünü… Fiziki nitelikleri bir yana, fizikötesinde sınırsız bir umman…İçerisinde çözülmesi ve anlaşılması imkansız bir alemi olan meçhul.

 “Sana ruhu soracaklar, siz ondan yalnızca bir kısım bilebilirsiniz…”

 

 Bir millet, bir devlet, bir medeniyet gibi… Tarihi olan, büyüme, zayıflama, gerileme dönemleri, açılımları, kapanımları, entropileri olan bir varlık.

 

Böyledir insan.. Böylesine yücedir fakat bir de acziyetleri, bunalımları, çaresizlikleri, başarısızlıkları, korkuları, kederli ve tedirgin olduğu yada gafil olduğu anları vardır. Bunlar birer eksiklik, noksanlık değil midir?

 

Evet noksanlıktır. İnsan noksan bir varlıktır. Onun noksanlığı, yaratılmasının olgunluğuyla ilgilidir. Noksan bırakılması ile noksansızlık tamamlanmıştır. Çünkü bu noksanlık Kemal sıfatı gereğidir. Yaratılış hakkının verilmesidir. Rabbin noksansızlık sıfatı o derece mükemmeldir ki, noksanlığa dahi yaradılışının hakkını vermiştir.

 

İnsan; noksan ve böylece noksansız…