11 May 2009 için Arşiv|Günlük arşiv sayfası
Solunca gelincik..

Bir köy..
Köyün hemen girişinde eski üskü bir ilkokul.. Okulun karşısında, yolun diğer yakasında, rüzgarla eğilmiş sapsarı ekin tarlaları..Tarlanın kenarında, yolun biraz da ötesinde çevresi yeşil çimenlerle çevrili küçük bir ağaç..
Ağacın gölgesinde, sırtını ağaca vermiş beyaz sakallı bir yaşlı.. Yaşlının alnı dertlerle çizgi çizgi.. Elinde ekin tarlaları arasından koparılmış, sapı kırık, hafif de solgun bir gelincik..
Yaşlının dilinde hafifçe mırıldandığı bir türkü:
Nasıl yar diyeyim ben böyle yare
Mecnun edip çöle saldıktan sonra
Alemin bağında bülbüller öter
Neydem benim gülüm solduktan sonra
Yaşlı, bir an türküyü yarıda bırakıp, yolda olup bitenlere dikkat kesilir..
Yolda bir askeri araç..
Aracın arkasında sırtı araca dönük neyi, neden beklediği belirsiz bir asker.. Şoför, araç komutanı ve diğer askerler yerini almış, bir bu asker dışarda..
Rütbeli, dışarıda bekleyen askerden habersiz, araç şoförüne: “Neyi bekliyorsun?”
“Hemen çalıştırıyorum komutanım” diye cevap verir asker, gözleri aynada, arkadaşında.. İçinden
“ Hadi bin artık” diyerek..
Dışarıdaki asker kıpırdamıyor..
“Bin artık, Bin!”
Asker halini bozmuyor..
“Hadi bin”
Asker olduğu gibi, olduğu yerde..
Gözleri çeşmede, çeşmedeki başı yazmalı güzelde.. Ama aşk değil onun ki, aşık olma hiç değil..
Araç şoförü artık anlar, gözlerini çeşmeye doğru diken arkadaşının derdini.. Ama elden ne gelir ki..
Askere gelmeden evvel ayrıldığı sevdiği, o askerdeyken, başkasına varmıştı. Ve şimdi, çeşmedeki kız tıpkı ona benziyordu..
Fakat, yazmasını arkadan bağlamış kızın olan bitenden haberi dahi yoktu..
“Asker, neyi bekliyorsun hala?” diye bağırır rütbeli aniden.
Rütbelinin sesi dışarıdaki askere kadar gider. Sese irkilen asker, artık bir şeyler yapmanın zamanı geldiğini fark eder. Yavaş yavaş araca yönelir. Araca binerken gözü hala çeşmede..
Ve araç yola koyulur.
Askerin gözü çeşmede..
Araç köyden uzaklaşır..
Askerin gözü köyde..
Araç bir daha gelmeyeceği köyden iyiden iyiye uzaklaşır.
Askerin aklı köyde..
Manzaradan gözlerini ayırmayan yaşlı, pür dikkat, şaşkın, üzgün, bitkin…
Araç gözden kaybolana dek aracı gözler..
Sonrasında bayılırcasına kafasını ağaca yaslarken, gözlerini yumar yavaşça. Yumduğu gözlerinden bir damla yaş süzülür ..
Yaşlının aklı askerde..
LANETLİLER!

Yine azdılar lanetliler…
Kudurdular yine..
Vahşileştiler..
Sapıttılar..
Güçsüz, dermansız, savunmasız bir beldeyi, bir milleti düşünmeden, akletmeden, merhamet etmeden, göz göre göre katlediyorlar..
Tıpkı kendi peygamberlerini katlettikleri gibi..
Çember altına aldılar, Filistin’i.. Sahipsizleri, zayıfları, zavallıları..
Gönderilen (silahları değil, cephaneleri değil) bütün ilk yardım araçlarını engellediler, vurdular.. Giriş yollarını kapattılar. Gizli geçitlere, tünellere ve bütün çıkışlara engel koydular.. Tıpkı azgın millet; Sırplar gibi..
Dünya izliyor. Uluslar arasında barış ve adaleti sağlamak amacıyla kurulmuş, Birleşmiş Milletler ve bütün birlikler izliyor.. Evrensel barış birlikleri, keyifle izliyor.. Tıpkı Bosna’yı izledikleri gibi..
Hala bir müeyyideye sahip olamamış, hala uluslararası bir güç, bir birlik oluşturamamış, Müslüman devletler ve milletler de izliyor. Sanki haklı bir gerekçeymiş gibi, “Ellerinden gelmeyen hiçbir şeyi” bahane ederek.. Sıra kendilerine gelene kadar; hınzırdan post, gavurdan dost edinerek izlemeye devam edecekler. Tıpkı inancı, ideali, tarafı, politikası belirsiz ülkemizin izlediği gibi..
“Meydan falan okumuyor dünyaya, lanetliler.”
Meydana çıkan kimse yok çünkü..
Lanetliler, umarsız ve kaygısızca katlediyor..
İnsanlık onun kölesi ya..
Kudüs’ü bir gün yıkacaklar ya..
Yıkık dökük mabetlerini tekrar inşa edecekler ya..
Duvarlara ağlamayacaklar ya artık..
Arz-ı Mev’udu alacaklar ya..
Umarsız ve kaygısız olurlar tabii..
Kendi kendilerine vaat ettikleri işte bu topraklar ve bed emelleri uğruna, lanetlerine lanet katıyorlar da habersizler..
Ve şimdi, siz, biz ve tüm insanlık!
SESSİZ OLUN(!) FİLİSTİN ÖLÜYOR..
Cenaze duasını da lanetliler yapıyor.
Lisan-ı halleriyle haykırıyorlar:
“Ey Müslümanların Rabbi..
Biz lanetli bir milletiz..
Biz, sana ve sana inananlara savaş açtık.
Senin mübarek beldeni ve onu emanet ettiklerini yakıyoruz, yıkıyoruz, katlediyor, kahrediyoruz.
Vazifemizi, ellerimizden, silahlarımızdan, tanklarımızdan geldiği kadarıyla, en iyi şekilde ifa ediyoruz.
Sen, bu mücadele karşılığında, isteklerimizi bize ver.
Ve bizi lanet üzerine lanetle..
Ahirete bırakma, iki cihanda da helak et..
Duamızı kabul et.”
En yürekten, en ihlaslı, en samimi bir nefesle:
AMİN…
2 Ocak 2009 Marmarahaber.net
Yorumlar (1)
Yorum Yapın